Pirhevok(cadı)

pirhevok eskiden günümüze kadar anlatılan ve elbette ki bazı değişiklere de uğrayarak gelen bir hikayedir.

PİRHEVOK(CADI)

Çok eskiden küçük bir köy varmış.

Bu köydeki kadınlar birbirlerine karşı çok yardımsevermişler. Bir kişinin yapacağı bir iş olduğu zaman diğer kadınlarda hep birlikte işin bitmesi için yardım ederlermiş. Yine bu kadınlar çeşme başında bulundukları esnada aralarında konuşuyorlarmış. Birbirlerine demişler ki yarın tarlayı sulamaya gideceğiz. Hep beraber toplanıp gidelim demişler ve sözleşip oradan ayrılmışlar. Ama konuştukları esnada dikkat edemedikleri bir şey vardır. Pirhevok adında bir cadı, kadınlar konuşurlarken kenarda onlara gözükmeden onları gizlice dinliyormuş. Bu cadı, çok kötü biridir. İnsanların kılığına girip, onların sesini taklit edebiliyormuş.

Cadı, çeşmeden geç ayrılan kadınlardan birini gizlice evine kadar takip etmiş. Eve giren kadın, cadıyı hiç fark etmemiş. Cadı bir süre evin yakınında bir yerde gizlenmiş. Ardından o kadının arkadaşlarından birinin kılığına girmiş ve eve doğru ilerleyip kapıyı çalmış. Kapıyı açan kadın karşısında komşularından birini görmüş. Halbuki o kişi cadıdır. Kadın sormuş:

─Buyur komşu, ne oldu bir şey mi istedin?

Kılık değiştiren Cadı:

─ Hayırlar olsun komşu. Birazdan tarlaya gideceğiz. Sende acele çık gidelim.

Kadın:
─ çeşme de tüm kadınlarla beraber yarın gideceğimizi söylemiştik.

Cadı:

─Bu seferlik böyle oldu. Sen acele giyin çıkalım.

Kadın:

─Tamam, ben hazırlanıp bir iki eşya alıp geleceğim. Demiş

Cadı da:

─Sen hiç zahmet etme her şey hazırdır. Sadece seni bekliyorum. Hiçbir şey almana gerek yok. der.

Buna şaşıran kadın tamam diyerek çocuğunu kucağına alır ve evden çıkarlar. Tarla tarafına varan kadın, burada ateşin yakılmış ve kazanın ateş üzerinde fokurdadığını görür.

Kendi kendine herhalde biz gelmeden, öbür kadınlar bunu yapmış hazırlamış diyerek kazanın bulunduğu tarafa doğru gelir. Kucağındaki çocuğunu güvenli bir kenara bırakır. Ancak kadının içinde de bir korku vardır. Saat geç olmuştur.

Cadı, kadına:

─Sen çocuğunu bana ver şu taşların arka tarafında bir hamak kurup içine koyup uyuturum. demiş.

Kadında çocuğunu cadıya verir. Cadıda çocuğu götürür ve çocuğu yer. Ve tekrardan kadının yanına geri döner.

Kadın:

─Nerede kaldın, çocuk ne oldu?

Cadı:

─Senin çocuk bir türlü uyumak bilmedi, o yüzden biraz geciktim. Her neyse sen şimdi üstünü çıkar seni bir güzel yıkayayım. Demiş.

Kadın:

─Hayır, sen gel ben seni yıkayayım sonra sen beni yıkarsın. Demiş.

Cadı, kadının söylediğini pek umursamadan, kadının başını yıkamakta ısrarcı olmuş ve kadında, cadının ısrarlarına karşı gelememiş ve kabul etmiş. Cadı suyu hazırlamış, sabunu getirmiş. Kadının başını yıkamaya başlamış. Çocuğu yiyen cadı, kadını da yeme peşindedir. Kadın, çocuğunun cadı tarafından yenildiğinden habersizdir. Ancak kadın, bu işin içerisinde bir şeyler olduğuna dair aklından türlü türlü şeyler geçmektedir.  Cadı, kadını yıkamış. Şimdi sıra cadıya gelmiştir.

Kadın:

─Şimdi gel, ben senin başını yıkayacağım.

Kadın, kazananın atlını odunla doldurur ve kazandaki suyu kaynatır. Suyu öyle bir kaynar ki elini soksan elinin derisi soyulur derecede sıcak imiş. Üstünü çıkaran cadı, leyene girip beklemeye başlamış ve suyun kaynayıp kaynamadığını sormuş.

Kadın:

─ Az kaldı şimdi kaynar.

Diyerek suyu kovaya doldurur. Cadı suyun ılık hale getirdin mi diye sorar. Kadında evet diyerek suyu cadının yanına getirir. Leyende oturan cadı, hadi neyi bekliyorsun. Suyu döksene başıma; kadın, cadının bedenine baktığı zaman ne kadar kirli ve iğrenç koktuğunu fark eder. Kadının kulağından bir böceğin çıktığını görür ve hiç ses etmez. Kadın, komşusunun kılığına giren cadının gerçek komşu olmadığına emin olur. Ve ibrikteki kaynar suyu cadının başından aşağı döker. Cadı o haliyle öyle bir çığlık atar ki sesi akşam karanlığında yankılanır. Cadının yüzü ve bütün bedeni sanki bir mummuş gibi erir. Ve derisi vücudundan aşağı dökülür. Kadın, kaynar suyu cadının başından dökmeye devam eder. Cadı orada can verir. Kadın, korku içerisinde kaçıp çocuğunun bırakıldığı yere gelip. Çocuğunu alıp kaçmak ister. Taşın ardına gelen kadın çocuğunu göremez. Yerde çocuğunun elbiseleri ve bazı kemikler görür. Kadın, çocuğunun cadı tarafından bu hale getirildiğini anlar ve korku içerisinde evine doğru kaçıp kendini eve kapatıp ağlamaya ve korku içerisinde beklemeye başlar. Kadın artık aklını yitirmiş deli olmuştur.

Cadıda, arkadaşları tarafından bulunur ve cadının başında ağıt yakarlar.

Seni böyle kim öldürdü.

Seni böyle kim öldürdü.

Gibisinden ağıt yakarlar. Gün ağarmış, Sabah olmuştur. Köyün kadınları dünden sözleştikleri işi yapmak için kalkmışlardır. Ancak aralarından biri gelmemiştir. O da dün akşam cadının tuzağına düşen kadındır. Kadınlar toplanmış onu beklerler ancak gelmemiş. Kadınların hepsi beraberce kadının evine giderler, kapıyı çalarlar ve kapı açılır. Ve kadınlar başlar. Neden gelmedin, nedir bu halin ne oldu sana diye sorarlar. Kadın başlar titreye titreye, ağlaya ağlaya başlar anlatmaya. Ve böylece hikayemiz burada son bulmaktadır.

Not: Bu hikaye, anlatılanlara göre yaşanmış bir hikayedir. Ancak başka bir rivayete göre cadı, kadının çocuğunu öldürmeyi başaramamıştır. Anadolu da birçok hikaye anlatılagelmiştir. Elbette ki her hikayenin bir gerçekliği vardır. Yani bazı gerçeklere dayanarak anlatılır. Bir hikayenin ortaya çıkabilmesi için hikayenin bazı gerçekliklere dayanması gayet doğaldır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir