Cizre’nin Miri hikâyesi

MÎRÊ CEZÎR’Ê (CİZRE’NİN MİRİ)

Eskilerden bir gün Cizre’de bir ağa(mir) varmış. Bu mir epeyce zamandır hacca gitmek istiyor. Ancak arkasında karısını emanet edecek birisi olarak köyün imamını uygun buluyor. İmamın okumuş, ilim sahibi ve güvenilir biri olduğunu düşünerek karısını imama emanet ediyor ve iki yaverini yanına alarak hac yoluna koyuluyor.

Mir, hacca gittikten kısa süre sonra imam, evinde bulunan mirin eşine karşı istemsizce de olsa bazı duygular hissetmeye başlıyor. Ve zamanla bu duyduğu his sapkınlığa kadar varıyor ve mirin eşini taciz etmeye başlıyor. Evli olan imamın karısı ise bunu anlıyor. Yine bir gün imam, mirin karısına sarkıntılık edecekken imamın karısı, imamı merdiven başında beklerken arkasından bir tekme atarak onu basamaklardan aşağı yuvarlıyor. Aşağı düşen imamın ayağı kırılıyor ve hemen doktora götürüyorlar.
doktora getirilen imamın ayağı sarılıyor ve eve gönderiliyor.

İmam,  10-15 gün sonra ayağı biraz iyileştikten sonra yürümeye başlıyor.  Yine o gün mirin karısı, hamamda çamaşırları yıkarken imam yine kadını taciz etmek için hamama giriyor. ama mirin karısı buna izin vermeyerek imamın kafasına bakır ibriği indiriyor. Kafası yarılıp kanlar içerisine olan imam tekrardan doktorun yolunu tutuyor ve tekrar eve geri dönüyor. İmam eve vardığında, mirin karısının kendini odaya kilitlediğini ve çıkmadığını görüyor. Uslanmak bilmeyen imam, kilitli olan odaya girebilmek için 40 basamaklı bir merdiven yapıyor. Merdiveni, kilitli olan odanın penceresine dayandırarak odaya girmeye çalışıyor. Ancak bunu gören mirin karısı pencereyi açarak, içeri girmeye çalışan imamı merdivenle beraber aşağı itiyor. Daha önceden ayağı ve başı yarılmış olan imam bu seferde belini, kalçasını kırıyor. Uzun bir zamandan sonra imam iyileşmiş, mir’de hacdan geri gelmiştir. İmam, yaverleriyle beraber gelen miri karşılamaya çıkıyor.

Mir:

Durumlar nasıl imam efendi, nasılsın, benim hanım ne durumda,

İmam:

Mirim, senin hanım sana yakışmayacak olaylar getirdi başıma. Sana layık bir insan değil. Başıma getirmedik iş bırakmadı. Yani senin namusuna laf getirecek olaylar getirdi başıma.

Kadına, bunun gibi ve buna benzer kötü iftiralar atarak, mirin aklına girdi ve miri öyle bir dolduruşa getirdi ki, Mir bunu namus meselesi olduğunu ve “kimse bana layık olmayacak hareketlerde bulunmasına izin vermem” diyerek karısının öldürülmesine ve dağın başında bırakılarak hayvanlara yem edilmesine karar verir. Ardından yaverlerine dönerek:

─”Bunu alıp bir dağın başına götürüp öldürün ardından kanlı elbisesini bana getirin” der.

Bunun üzerine yaverleri, Mirin karısını alarak dağın yolunu tutarlar. Yaverler işin aslını tam olarak bilmeseler de mirin karısının suçsuz olduğunu, iftiraya uğradığını bilirler. İş kadını öldürmeye geldiğinde ise yaverler kadına şöyle derler:

─Ey hanımım, biz senin bu tür şeyleri yapmadığını ve yapamayacağını biliyor ve senin iftiraya uğradığının farkındayız. Biz Allah’tan korkarız ve seni öldüremeyiz.

Yaverler, kadını öldürmek istemezler ve başka bir çare bulmayı düşünürler ve o esnada dağın az aşağısındaki bir yamaçtan iki ceylanın geldiğini görürler ve bu ceylanlardan birini öldürüp ceylanı sırtlayarak kadının yanına gelirler. Yaverlerden biri kadına seslenerek:

─ Sen şimdi kıyafetlerinden bir tanesini çıkarıp bize ver.

Kadın bunun üzerine üzerindeki fazladan bir elbiseyi çıkartarak yaverlere verir. Kıyafetinin neden alındığını merak eden kadın, yaverlerin ne yapacağını merakla bekler.

Yaverlerden biri kadından aldığı elbiseyi öldürdükleri ceylanın kanına bular ve ardından kadına dönerek:

─Biz bu kanlı elbiseyi alarak köye gideceğiz ve mire seni öldürdüğümüzü söyleyeceğiz. Sende bundan sonra başının çaresine bakmaya çalış. Mümkünse buradan daha uzaklara git. Bizim senin için yapabileceğimiz sadece bu kadar.

Kadını, dağın başında bırakarak köye giderler. Ne mirin, ne de yaverlerin haberi olmayan bir durum vardır. Mirin karısı hamiledir.

Hamile haliyle kadını dağ başında bırakıp köye gelen yaverler, kanlı elbiseyi mire vererek onu öldürüp, cesedi bir dağ başında bıraktıklarını söylerler. Mir’de ona layık olmayan ve onun ismini kirleten, itibarını yerle bir eden bir kadını öldürdükleri için yaverlerine teşekkür eder.

Günler günleri kovalar, aylar ayları kovalar, yıllar yılları kovalar. Ve aradan uzun yıllar geçer.

Mir yaşlanmış ve günlerini arada avcılık yaparak geçirir. Yine günlerden bir gün, mir avlanmaya çıkmak ister. Yaverlerine av için hazırlık yapmalarını ava çıkacaklarını söyler. Yaverlerde hazırlık yaparlar ve av için yola çıkarlar. Mir hep aynı yerlerde avlanır. Ama bu sefer av için daha uzak bir yere gitmek ister. Köyden epeyce uzaklaşıp dağlık bir yere varırlar. O esnada mir uzakta bir dağın başında büyük ve ihtişamlı bir saray görür. Yaverlerine dönerek:

─ Böyle güzel bir sarayın burada ne işi var. Kimin sarayıdır bu. diyerek merakını dile getirir.

Sarayın kime ait olduğunu ve böyle bir sarayı buralarda ilk defa gören mir, karanlığın çökmüş olmasına rağmen bu sarayı yakından görmek ve kime ait olduğunu öğrenmek için oraya gitmek ister. Saraya doğru giderler.

Sarayın sahibi olan kadın, mirin ve yanındakilerin geldiğini görür ve beraber yaşadığı iki erkek çocuğunun yanına gelerek, aşağıdan 3-4 atlının saraya doğru geldiğini söyler. Yavaş yavaş saraya doğru yaklaşan miri dikkatli gözlerle izler ve oğullarına dönerek gelenlerin sırasıyla;

─ Atın üzerindeki önde olan kişi sizin babanızdır. Onun arkasındaki iki kişi onun yaverleridir, yaverlere saygıda kusur etmeyin. En arkadaki ise iftiracı imamdır o taşlanıp öldürülmeyi hak eden kişidir.

Annelerinin işaret ettiği ilk kişi o gençlerin babasıdır. Ancak iki genç babalarını doğduklarından bu yana hiç görmemiş ve de tanımamaktadırlar.

Sarayın dış kapısına kadar gelen Mir ve yanındakiler. Kapıyı çalarlar; kapıyı açan kadın ve çocukları gelen kişileri avluya alırlar. Önde içeri giren mir durumu anlatır ve merakından dolayı buraya geldiklerini söyler. Ve ardından mir oradaki gençlere bakar ve kanı o gençlere inanılmaz şekilde ısınır. Mir, o iki gencin onun oğulları olduğundan haberi yoktur.

Her neyse Mir, kadına dönerek:

─Biz çok uzaklardan geldik. Gördüğünüz üzere karanlık epeyce çöktü. Bu saatten sonra yola çıkmamız tehlikeli olabilir bu sebepten ötürü, burada bir geceliğine bizi misafir etmenizi istiyoruz. der.

Kadın da mir’in ve yanındakilerin burada misafir olarak kalmalarında bir sakınca görmez. Ve içeri buyur eder. Ancak içeri girmeden önce, bir şart öne sürer:

─ Eğer burada kalacaksanız bir şartla kalabilirsiniz. Ben burada; bu dağın başında sadece çocuklarımla beraber kalmaktayım. Ve her akşam bütün kapıları kilitlerim ve sabaha kadar hiç açmam.

Mir, kadının bu şartını kabul eder ve içeri girip akşam yemeğini yer ve bir köşeye geçerler. Ardından kadın misafirlere dönerek:

─ yemeğinizi yediğinize göre, artık bu saatten sonra ne ihtiyacınız varsa onları dışarıda giderin. Çünkü birazdan kapıları kilitleyeceğim. der.

Bir süre sonra kadın kapıları kilitler ve içeri geçer. Çocuklarını yanına çağırarak:

─Oğullarım şimdi sizden bir şey isteyeceğim, şimdi misafirlerin yanına gidin ve en başta babanızdan ve sonra diğerlerinden size hikaye(mesele) anlatmasını isteğin. Eğer onlar anlatamadığı zaman ben sizi yanıma çağırıp, ben size hikaye(mesele) anlatacağım.

Burada anne kendi başından geçenleri anlatmanın peşindedir. Annelerinin ne yapacağını merak eden iki genç, misafirlerin yanına geçerler. Mir içeri geçen iki genci görünce içi içine sığmaz. O gençlere istemsizce sarılmak ister. Bu duygunun neden olduğunu bilmeyerek sessizce yerinde oturan Mir’in yanına iki genç gelip otur:

─dayı sen bize hikaye veya bildiğin bir mesele anlatır mısın? derler.

Mir’de gençleri kırmak istemez ancak bildiği bir hiçbir hikaye yoktur. Sıra imama gelir. Gençler bu sefer imamdan hikaye anlatmasını ister ama imam:

─Ben hikaye mikaye, mesele falan bilmem. der.

Hemen anneleri devreye girerek:

─Gelin yanıma ben size bir mesele( hikaye) anlatayım. Der.

Kadın başından geçenleri hikaye şeklinde anlatmaya başlar. Kadın hikayeyi anlatmaya başladıkça imam şaşkınlık içerisine girer. Ama hiç ses etmeden kadını dinlemeye devam ederler. Ve sona doğru mir, hikayenin çok güzel olduğunu söyler. İmam ise durumu anlar ve bu hikayenin neresi güzel diye söylenerek hikayenin anlatılmamasını ister. Velhasıl hikaye bitmiştir.

Hikayeye son noktayı koyan kadın:

─Ey Mir, bu anlattığım hikaye bizim hikayemizdir. O hikayedeki kadın benim, o çocuklarda yanımda gördüğün çocuklardır. Onların babası da sensin. Bana bu iftirayı atan ve bunların bizim başımıza gelmesine sebep olan kişi ise şu imam deyyusudur.

Bu sözleri duyan Mir, gözyaşlarına boğularak karısını ve çocuklarına sarılarak öper ve karısından çocuklarından özür diler ve helallik ister. İmam da orada korkudan kalakalır. Başına neler gelebileceğini tahmin eden imam pişmanlıklar içerisindedir ama artık çok geçtir.

Mir, imamı bir yere kapatarak cezasını 7 gün boyunca ertelemiştir. Ceza günü geldiğinde ise; Mir 7 gün boyunca 2 attan birini aç, diğerini ise susuz bırakmıştır. Aç olan atın boynuna halatın bir ucunu bağlar diğer ucunu da imamın bir ayağını bağlar. Aynı şekilde susuz olan atın boynuna halatın bir ucunu imamın diğer ayağına bir ucu bağlar. Aç olan atın ve susuz olan atın önüne su ve saman bırakırlar. Atlar 7 gün boyunca aç ve susuz olmalarından dolayı biri bir taraftan samana doğru gider. Diğeri ise suya doğru gider ve ortada olan imamın vücudu orada iki parçaya ayrılır.

Ve hikayemiz imamın feci ölümüyle son buluyor…

Kaynak: Anonim Derlemeler

Not: Sizinde bu tarz, duymuş olduğunuz veya bildiğiniz kısa hikayeler ve masallar varsa bize yorum kısmında yazabilirsiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir