SELİM GÜNDÜZALP’İN ‘’OKUL ÖYKÜLERİ’’ ADLI ÖYKÜ KİTABININ DEĞERLER AÇISINDAN İNCELENMESİ

SELİM GÜNDÜZALP’İN ‘’OKUL ÖYKÜLERİ’’ ADLI ÖYKÜ KİTABININ DEĞERLER AÇISINDAN İNCELENMESİ

BAHREM ALG,

Özet

Bu çalışmanın amacı. Selim GÜNDÜZALP’ in ‘’OKUL ÖYKÜLERİ’’ adlı öykü kitabında değerlerin incelenmesi ve bu değerlerin Türkçe Öğretmenliği ve Sosyal Bilgiler Öğretmenliği okuyan kişilere öğretmenlik hayatlarında nasıl ve ne yönde bir faydası olabileceğine yönelik yapılan bu çalışmada incelenen kitap 157 sayfadan oluşmakta ve içerisinde 52 kısa hikâyeyi barındırmaktadır. Bu hikâyelerde bulunan: Farklılıklara saygı, iletişim, yardımlaşma, hayal kurma, empati kurma, ileri görüşlü olma (öngörü), vaktin kıymetini bilme, bağımsızlık, tevekkül, sevgi insanı olmak, paylaşımcı olmak, hüsnü zan sahibi olmak, önyargısız olmak, vefalı olmak, dil bilinci, bilgiye önem vermek, akıllı olma, tutarlı olma, düşünceli olma, hüsnü zan sahibi olma, erdemli olma, haddini bilmek, adamlık, azimli gayretli olmak, doğruluk-dürüstlük, özgüven, iyilik, açgözlü olmamak, bilgi sahibi olmak, tecrübe sahibi olmak gibi, doğrudan veya dolaylı(örtük) olarak verilmek istenen değerler bulunmuştur.

Giriş

Değer kavramı, “Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet” ve “bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü” (2005, s. 485) .anlamını taşır. Bu ögeler aktarmanın önemli bir yolu da: Toplumumuza, Kültürümüze, İnanç Değerlerimize ve bunları kalıcı hale getirmek için gayret sarf etmeli ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır. Okul hayatında, bireyin yaşına, anlama ve kavrama düzeyine uygun yani gelişim düzeyine uygun değerler barındıran eserler okutulmalıdır. Burada değerler, eğitimin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

‘’Değerler Eğitimi: Dilimizin, millî birlik ve bütünlüğümüzün temel unsurlarından biri olduğunu benimsemeleri, Türkçeyi, konuşma ve yazma kurallarına uygun bilinçli, doğru ve
özenli kullanmaları, Türk ve dünya kültür ve sanatına ait eserler aracılığıyla millî ve evrensel değerleri tanımaları, hoşgörülü, insan haklarına saygılı, yurt ve dünya sorunlarına
duyarlı olmaları ve çözümler üretmeleri, Millî, manevi ve ahlaki değerlere önem vermeleri ve bu değerlerle ilgili duygu ve düşüncelerini güçlendirmeleri amaçlanmaktadır.’’(MEB, 2005, s4)
Değer öğretimi, bireyin kendisinin öğrendiği ya da çevresinden edindiği değerleri hayatına geçirme ve Bu sürekliliğini sağlamada yardımcı olmaktadır. Selim Gündüzalp’in, öykü kitapları, değerlerin iletimini sağlamada çok önemli kaynaklardır.

Yöntem
Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi kullanılmıştır. İçerik analizi, belirli kurallara dayalı kodlamalarla bir metnin bazı sözcüklerinin daha küçük içerik kategorileri ile özetlendiği sistematik, yinelenebilir bir teknik olarak tanımlanabilir (Büyük, öztürk ve diğerleri, 2009, s. 263). İçerik analizinde temel amaç, toplanan verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşmaktır. Bu amaçla toplanan verilerin önce kavramsallaştırılması, daha sonra da ortaya çıkan kavramlara göre mantıklı bir biçimde düzenlenmesi ve buna göre veriyi açıklayan temaların saptanması gerekmektedir (Yıldırım ve Şimşek, 2008, s. 227).

Selim Gündüzalp Kimdir?
-Mesleği:Çevirmen-Yazar
Doğum:1951/SAKARYA
-Ölüm:12Eylül,2017
– Eğitim: İstanbul Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü (İstanbul Üniversitesi Hasan Âli Yücel Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü)
– Diğer İsimler: Selçuk Yıldırım (asıl adı)

Yazar ve çevirmen, asıl adı Süleyman Yıldırım’dır. Sırasıyla Adapazarı Kurtuluş İlkokulunu, Adapazarı Merkez Ortaokulunu ve Adapazarı Lisesini okudu. 1979 yılında, Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden mezun oldu. 1968 yılında, ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin düzenlediği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı. Bir müddet basketbol ile ilgilendi. Zafer dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1977 yılının ilk aylarında ilk sayısı çıkan Zafer dergisinde, o günden itibaren çalışmalarına devam etti.

‘’Ölüm ve Ötesi’’ adlı ilk kitabı 1985’te Cihan Yayınlarında yayımlandı. 1986’da Zafer yayınlarının bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınlarında birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkıda bulunarak, bu yayınevinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yaptı. ‘’Allah ve Dua’’, ‘’Allah ve Ümit’’ ve ‘’Allah ve Aşk’’ isimli tefekkür kitaplarının, ‘’ Serap’’ isimli bir romanın da yazarı olarak tanındı. Ayrıca ‘’Asr-ı Saadetten Öyküler’’ adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza attı.
Selim Gündüzalp, 12 Eylül 2017 günü geçirdiği kalp krizi sonucu İstanbul’da vefat etti. Sakarya’da toprağa verildi.
Kitap Bilgisi
Selim Gündüzalp’in yazmış olduğu birçok öykü bulunmaktadır. Bunlardan 11.si olan ‘’Okul Öyküleri’’ kitabı, değerler açısından, yazarın yazmış olduğu bir önemli bir kaynaktır.
Kitap:

1. Kitabın Adı : OKUL ÖYKÜLERİ

2. Kitabın Yazarı: Selim GÜNDÜZALP(Selçuk YILDIRIM)

3. Basımevi ve Basım Yılı: Vesta Ofset, Mart 2009

4. Yayınevi: Zafer yayınları-Çocuk Yayınları Dizisi

5. Sayfa Sayısı: 157

6. Kitabın ebatları: 13,5 – 19,5

7. İçinde Bulunan Öykü Sayısı: 52

Alıntı Yaptığı Hikâyeler:
Yazarı Belli Olanlar:
1. Bir Kavanoz Reçel (s17-18) Edgar Bledsoe
2. Büyükannenin Titreyen Elleri (s26-28) Tolstoy
3. Babamın Öğrettiği (s33-34) Richard Feynman
4. Kurtuluş Reçetesi (s37-38) Ferenc Molnar
5. İki Öğretmen (s54-57) Helen E. Buckley
6. Öncelikli Mektup (s60-63) Hüseyin Gökçe
7. Kim Öğretti (s64-65) Paul Karrer
8. Terbiye Aynı Ama (s66-67) Sadi’nin Bostanı’ndan
9. Besim Bey’in Kuşları (s70-74) Gürbüz Azak
10. Gülümseyen Kız (s93-96) Tom Krause
11. Oğlumun Sıra Arkadaşı (s99-102) Mavis Burton Ferguson
12. Delik Ayakkabılar (s114-116) Mary Short
13. Hayat Kurtaran İyilik (s117-118) John W. Schlatter
14. Doğru Görmek, Dürüst Anlatmak (s119-121) F.W. Foerster
15. Hoca Nasıl Hastalandı? (s138-142) Mevlana’nın Mesnevi’sinden

Selim Gündüzalp’in kendi yazdığı hikâyeler:
1. Yazarlık Dersi (s35-36) Selim Gündüzalp
2. Baba Mesleği (s41-42) Selim Gündüzalp
3. Ya Başlama Ya Bitir (s150-151) Selim Gündüzalp

Diğer yazarı bilinmeyen hikâyeler:
1. Fark (s15-16) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
2. Benim Hayalim Bana (s19-21) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
3. İstemeyi Öğrenmek (s22-23) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
4. Yuvada Alınan Öğüt (s24-25) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
5. Eğitimin Vakti (s29-30) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
6. Fıstık Yağında Pişen Helva (s31-32) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
7. Sevginin Gücü (s43-45) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
8. Onları Seviyorum (s46-51) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
9. Bakış Açısı (s52-53) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
10. Başarının Sırrı (s58-59) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
11. Buluşma Günü (s68-69) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
12. 180 Günün Hesabı (s77-79 Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
13. 1 ve 0’lar (s80-81) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
14. Sınava Kaç Gün Var? (s82-83) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
15. Paylaşma (s84) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
16. Bütçe (s85-87) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
17. Bebeğin Kilosu (s88-89) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
18. Herkesin Hakkı (s97-98) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
19. Elele (s103-104) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
20. Son Ders (s105-109) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
21. Taş ve İp (s110-111) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
22. Vazo Örneği (s112-113) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
23. Beş Yıl Sonra (s122-123) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
24. Aydınlık (s124-125) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
25. Kutuda Ne Var? (s129-131) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
26. Bu Vav, Ne Vav’ı? (s132-133) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
27. Patlayan Lastik (s134-135) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
28. Sessizlik (s136-137) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
29. Tebeşir (s143-145) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
30. Bir Yıldız Hikâyesi (s146-148) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
31. İlk Gün Mesajı (s149) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
32. Ders (s152-153) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
33. Adam Ol Baban Gibi… (s154-155) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor
34. Ben Oyum! (s156-157) Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor

Yukarıda yazılan hikâyelerin hepsi toplamda 52 hikâyeden oluşmaktadır.

Okul Öyküleri’nde Bulunan Değerler:

1.İletişim:

  • Fark (s.15-16):
    Bir Kimya profesörünün çocukken ailesiyle olan iletişiminin okuldaki iletişimine ve hayatına nasıl bir etkisi olduğu konu edilmiştir. Bir Kimya profesörü Nobel ödülü almış ve bir öğrencisi ona:
    ‘’Efendim! Amerika’da üç binin üzerinde Kimya profesörü var. Ancak bu kadar bilim adamı arasında ödülü size layık gördüler. Sizi diğerlerinden ayıran özellik neydi?’’ diye soruyor.
    Profesör: Doğrusunu söylemek gerekirse, hepsini anneme borçluyum! Çünkü ben küçük bir öğrenciyken, diğer çocukların anneleri, onlar okuldan döndüklerinde kendilerine:
    ‘Söyle bakalım, öğretmenin sorduğu sorulara iyi cevaplar verebildin mi?’ diye sorarlardı.
    Benim annem ise bana: Söyle bakalım’ derdi. ’Bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu?’
    İşte beni farklı yapan bu oldu. Her zaman diğerlerinin sormadığı soruları sordum ve hayatım boyunca da sormaya devam ettim!’’ (s.15-16) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, iletişimdir. Örtük olarak verilmek istenen değer ise,
özgüven, alçakgönüllülük, başarıdır.

2.Tecrübe Ve Bilgi Sahibi Olmak:

  • Bebeğin Kilosu(s.88-89):
    Bir Tıp Fakültesi’nde, profesör, öğrencileri peşine takarak, yeni doğan bebeklerin bulunduğu odaya götfürür. Orada hemşirenin elinde bulunan bir bebeği yanlarına getirmesini ister. Sonra öğrencilerine dönüp, bu bebeğin kilosunu kim bir bakışta tahmin edebilir? diye sorar. Herkes şu kadar kilo diye, tahminde bulunur. Ancak, orada bebeğin kilosunu tahmin edip cevap vermeyen öğrenciye profesör nasıl tahmin ettiğini sorar. Öğrenci:

‘’Şeyy… Hocam’’ diye cevap verdi. ‘’Ben amatör balıkçıydım da!..’’ (s.89) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, tecrübedir. Örtük olarak verilmek istenen değer, bilmek- bilgi sahibi olmak…

3.Yardımlaşma-Yardımseverlik:

  • Bir Kavanoz Reçel(s.17-18):
    Bu öykü 1933 yılında yaşanmıştır. Öykü dört kişilik yoksul bir ailenin, yaşadıkları durumu anlatmaktadır. Öyküde iki çocuk sahibi olan Eva ve çocukların büyükannesi vardır. Evin en küçüğü olan Sisi’nin aile içerisinde yardımlaşma değerini nasıl kazandığı ve bu değeri okul ve normal hayatına nasıl yansıttığını anlatan bir öyküdür.

‘’Bir gün küçük kız kardeşim Sisi, hoplaya zıplaya okuldan geldi ve:
‘yarın yoksullara vermek için okula bir şeyler götürmemiz gerekiyor?’ dedi
Annem:
‘Bizden daha yoksul olabilecek birilerini tanımıyorum?’ diyerek söylenmeye başladı.
Bizimle yaşayan büyükannem, elini annemin koluna koyarak okşadı.
‘Eva’ dedi. ‘Eğer bu çocuğa bu yaşta yoksul olduğunu fikrini kabul ettirirsen, o yaşamının geri kalanını öyle olduğunu düşünerek yaşayacaktır. Ve eğer bu çocuğa, yoksullara yardım etmenin erdemini bu yaşta hissettirmezsen, o hayatı boyunca bunu hissedemeyecektir. Dolapta bir kavanoz ev reçeli kalmıştı. Bırak onu okula götürsün?’
Sisi, ertesi sabah gururlanarak okuluna ‘’yoksullara armağanını’’ götürdü
Bu olaydan sonra, Sisi, etrafında olup bitenlere kayıtsız kalmayan ve insanların dertleriyle ilgilenen birisi oldu. Bu özelliğini, hayatı boyunca sürdürdü.’’ (s.18) ( Edgar Bledsoe )

Doğrudan verilmek istenen değer, yardımlaşmadır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), duyarlılık, paylaşımcı olmak, empati sahibi olmak, dayanışma, sorumluluk, cömertlik, erdemlik

  • Delik Ayakkabılar (s.114-116):
    Bir annenin, Jared adında, yardımsever bir oğlu var. Oğlunun okulda, ayakkabısı yırtık, yardıma muhtaç bir arkadaşı var. Bu arkadaşına yardım etmek istediğini, annesine söyler. Jared’in annesi, onun bu duyarlılığına hayret ederek. Duygulanır. Oğlunun, bu kadar ısrarı üzerine, oğlunun Eric adındaki muhtaç arkadaşına ayakkabı alma isteğini kabul eder. Ancak, arkadaşı mahcup olmaması için, bu armağanı kendisi değil, babasının Eric’e vermesini söyler. Babası kabul eder. Ve okulda Eric’e hediyesini verir. Jared, o gün okuldan döndüğünde çok mutlu olur:
    ‘’ Anneciğim, Eric ona ayakkabı aldığımız için hiç utanmadı, biliyor musun? Herkese yeni ayakkabılarını gösterip:
    ‘bakın, bu ayakkabıları bana Jared’in babası aldı’ dedi’’
    Jared şimdi yirmi bir yaşında ve gelecek ilkbaharda üniversiteyi bitirecek. Hâlâ çok duyarlı ve sevgi dolu bir çocuk.’’ (s.116) (Mary Short)
    Doğrudan verilmek istenen değer, duyarlı olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), yardımlaşmak, sevgi, düşünceli olmak, arkadaşlık…

4.Bağımsızlık:

  • Benim Hayalim Bana(s.19-21):
    Bu öykü de, küçük yaşta bir çocuğun, babasının işi nedeniyle sürekli okul değiştirmesi ve en son gittiği okulda yaşadığı bir olayın, onun hayallerinin arkasında durması gerektiğini anlatan bir öyküdür.
    En son kayıt yaptırdığı okulun ilk haftasında, öğretmeni ondan, gelecekteki planlarına dair bir kompozisyon yazmasını ister. Çocuk kompozisyonda günün birinde büyük bir çiftlik sahibi olmak istediğini yazmıştır. Ancak bu onun için çok uçuk bir hayaldir.‘’Öğretmen:’ Bu ödevde yazdıkların senin yaşındaki bir çocuk için çok uçuk bir hayal, ödevini gözden geçir ve bana daha gerçekçi bir kompozisyon yaz! Ben de sana verdiğim notu geri alayım’
    Akşam babası gelince olanları ona anlattı ve ne yapması gerektiğini sordu.
    Babası:
    …‘Bu kararı kendin vermelisin. Bu senin hayatın için çok önemli. Ya başkaları istedi diye hayallerinden vazgeçersin, ya da gerçekten arzu ettiğin şeyler için kim ne derse desin hayal kurmayı, dua etmeyi ve çalışmayı sürdüreceksin.’
    Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra, ödevinde hiçbir değişiklik yapmadan öğretmenine geri verdi. Sadece ödevin üzerine iliştirdiği küçük bir kâğıda şu notu yazmıştı:
    ‘’Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin. Ben de hayallerimi…’’ (s.19-21) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, bağımsızlıktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), hayal kurma, kararlılık, kendin olmak
  • İki Öğretmen(s.54-57):
    Bu öyküde, anaokuluna giden küçük bir çocuk, okulda sürekli öğretmenin söylediklerine göre hareket etmiş. Öğretmenin yönlendirmesine göre bir şeyler yapmaya alışmıştır. Ailesinin, bir başka şehre taşınmasıyla birlikte o da yeni bir okula gider.
    Bu okulda daha önceki okulunun aksine etkinliklerde bağımsız hareket edebileceği
    söylenmiştir ve yapabileceği etkinliklerde kendi zevkine göre davranmasına izin verilmiştir tabi bu durum çocuğun hoşuna gitmiştir.
    ‘’Hepiniz aynı resmi çizerseniz, ben hanginizin, hangi resmi çizdiğini nasıl bilebilirim ki’’ (s.57) (Helen E. Buckley)
    Doğrudan verilmek istenen değer, bağımsızlık, birine veya bir şeye bağlı kalmamaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer, taklitçilikten uzak olmak (özgün olmak)…

5.Empati Kurmak:

  • Elele(s.103-104):
    Indıana Eyaleti’de, Brian adında bir çocuğun beyninde tümör var. Kendisine kemoterapi uygulamasından dolayı saçları dökülmüş. Okula gitmeye çekinmektedir. Brian, annesinin desteğiyle okula gitmeye karar verir.

‘’Brain’in sınıfından içeriye girdiğinde kendisini büyük bir sürpriz karşıladı.
Brain’in sınıfındaki bütün erkek çocuklar, arkadaşları kendisini kötü hissetmesin diye saçlarını kazıtmışlardı.’’ (s.104) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, empati kurmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), ortak duygulara sahip olmak, arkadaşlık…

İstemeyi Öğrenmek (s. 22-23): Öykü de Eğitimci John Dewey’in çocuğuyla çamurlu suda oynarken, artık sudan çıkmaları gerektiğini düşünüyor. Ancak bunu çocuğunun kendi isteğiyle yapması gerektiğini çocuğa kabul ettirmek için çaba sarf etmektedir.

‘’John Dewey’in, yakın bir dostu: ‘Hey John! Çocuğu sudan çıkar, yoksa hasta olacak’ dedi.
Dewey:
‘Biliyorum, biliyorum.’ Dedi
‘Ama, onu bu sudan benim çıkarmamın, ona bir faydası olmayacak. Kendisine, çamurlu sudan çıkmayı istetmek için, ne yapmam gerektiğini düşünüyorum.’’ (s.22-23) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, empati kurma. Örtük olarak verilmek istenen değer, düşünceli olmaktır.

6.Düşünceli Olmak:

  • Herkesin Hakkı(s.97-98):
    İsviçre’de bir ilkokul öğrencisi, her sabah okula gitmek için geçtiği yolda, bir evin bahçesinden sarkan güllerin kokusunu almaktan çok hoşlanır ve zevk duyar. Yine bir gün oradan geçerken, duvara çıkıp gülleri, derin derin koklayıp içine çekerek, tekrar çıktığı gibi inmeye başlar. O esnada, gül kopardığını sanıp oraya gelen, bahçenin sahibi, bahçesinin duvarına tırmandığını ama gülleri neden hiç koparmadığını sorar:
    küçük çocuk:
    ‘’Bayım, bu yolun üzerinden her gün yüzlerce insan geçiyor. Eminim onlardan pek çoğu, tıpkı benim gibi gülünüzü koklamak isteyeceklerdir. Bence onu koklamak herkesin hakkı.’’
    (s.98) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istene değer, düşünceli olmak. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), başkalarını düşünmek, doğayı sevmek-korumak…

7.İleri Görüşlü Olmak- Öngörü Sahibi Olmak:

  • Yuvada Alınan Öğüt(s.24-25):
    Öykü de Kara Karga’nın yavrularını ilk tecrübeleri olacak olan uçmayı ve tehlikelere karşı hayatta kalmayı öğütlemesini konu alıyor.

‘’Benim ak pak yavrucuklarım, bir yere konduğunuz vakit, etrafınıza iyi bakının. Bir insanoğlunu yere eğilirken görürseniz, hemen kaçın. Bilin ki, o yerden taş alıyordur, size atacaktır.’
Bu sözleri duyan yavrulardan bir tanesi:
‘Eh anacım, ya o insanoğlu taşı çok önceden eline almış da, arkasında saklamış ise ne yapalım?’ diye sordu. Annesi bu beklenmedik soruya bir cevap veremedi. Ama yavrusunun bu zeki hâli de hoşuna gitti ve:
‘Yavrum, sen dersini yuvada almışsın’ dedi.’’ (s.24-25) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, ileri görüşlü olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer, akıllı olmak

  • Fıstık Yağında Pişen Helva(s.31-32):
    Büyük İslam âlimi olan Ebu Yusuf’un, çocukken, bu âlimlik mevkiine, kendi gayreti ve hocası İmam-ı Azam Ebu Hanife sayesinde nasıl geldiğini anlatıyor. Bu sayede hocasının ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunu da görüyor.
    Ebu Hanife kadına(Ebu Yusuf’un annesine):
    ‘’A kadın! Bu çocuğu boyacı etmekle ne yüz aklığı olur? Tahsiline engel olma ki meclisimizde öğrendiği ilim sayesinde bir gün sana fıstık yağı ile pişmiş helva yedirebilir?’ dedi.
    Aradan geçen zaman, Ebu Yusuf’u büyük bir âlim yaptı.
    Zamanın halifesi olan Harun Reşid ile dost olan Ebu Yusuf, bir gün sarayda, halife ile oturmuş sohbet ediyordu. Hizmetkârlardan biri, sofralarına helva getirdi.
    Harun Reşid, Ebu Yusuf’a:
    ‘Ya imam, bu helvadan bol bol yeyiniz. Çünkü bu fıstık yağından yapılma bir helvadır ki, bize dahi her zaman pişirmezler. Bugün senin için özel olarak yaptırdım.’ dedi.
    Ebu Yusuf, bu sözlere elinde olmayarak bir süre güldü ve yıllar önce hocası Ebu Halife ile annesi arasında geçen konuşmayı halifeye anlattı.
    Bu hoş hatıra üzerine Harun Rêşid, büyükçe bir tabak dolusu helvayı, onun annesine gönderdi.’’ (s.32) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, ileri görüşlülük(öngörü). Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), diğerkâmlık(özgecilik), öğrenmeye istekli olma, fedakârlık, bilgiye önem vermek,

8.Vaktin Kıymetini Bilmek:

  • Eğitimin Vakti(s.29-30):
    Öykü de bir eğitim uzmanı olan Francis W. Parker’ a, bir kadının çocuğunun eğitimi için istişareye geldiğini ve bu uzmanın, kadına öneride bulunduğunu anlatıyor.‘’ ÜNLÜ EĞİTİM UZMANI Francis W. Parker’a gelen bir hanım:
    ‘Çocuğumun eğitimine ne zaman başlayabilirim?’ diye sordu
    Parker:
    ‘Çocuğunuz ne zaman doğacak?’ dedi.
    Kadın:
    ‘Doğmak mı? Çocuğum şimdi beş yaşında’ diye cevap verdi.
    Parker:
    ‘Burada benimle konuşarak boşa zaman harcamayın. Hemen evinize gidip eğitimine başlayın. Çocuğunuzun eğitimi için en iyi ve en önemli beş yılı geçirmişsiniz bile.’’ (s.29-30) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, vaktin kıymetini bilmek. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), istişare etmek, hatadan dönmek.
  • 180 Günün Hesabı(s.77-79):
    Oldukça zor bir sınava hazırlanan bir öğrenci, matematik dersine çalışmaktadır. Artık ders çalışmaktan sıkılan genç, dershane öğretmeninden bir günlüğüne ders çalışmama izni istiyor. Çalışmaktan epey sıkıldığı için, böyle bir şeyin kendisine faydası olacağını düşünmektedir. Ancak öğretmen bunun sadece zaman kaybı olacağını, zamanın çok kısıtlı olduğunu, o bir günlük iznini kullanması durumunda neler olacağını, nasihat ederek anlatmaktadır:
    ‘’Sınava 180 gün var. Hafta içi her gün 8 saat okulun var. Bu 60 gün ediyor… Her gün 1 saatin yemek molalarında geçiyor. Bu da 8 gün eder… Hafta sonları dershaneye geliyor ve 5 saat orada bulunuyorsun. Bu da toplamda eder 11 gün… Günde ortalama 8 saat uyuyorsun bu da eder 60 gün… Hafta içi etütlere 3 saat katılıyorsun. Bu da eder 3 gün… Her gün yollarda eve gidiş geliş için 2 saatin gidiyor bu da eder 15 gün. Zaten bu süre içinde en az 3 gün hastalık iznin olacak Sınava kadar 7 gün bayram izni kullanacaksın. Şubat tatilinin bir haftasını dershaneye gelerek geçirecek, geriye kalan 7 gün izin olarak kullanacaksın Her gün yarım saat çay ve sohbet molası veriyorsun bu da eder 4 gün. Günde en az 8 dakika ya aynaya ya da vitrin camlarına bakıyorsun. Bu da 180 gün içinde 1 gün demektir. Bunların hepsini 180’den çıkar. Kalır sana 1 gün. Ve sen o bir günü de, tatil için benden istiyorsun. Söyler misin, sen ne zaman ders çalışacaksın?!’’ (s.78-79) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, vaktin kıymetini bilmek. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), sorumluluk sahibi olmak, akıllı olmaktır
  • Beş Yıl Sonra(s.122-123):
    Yaşadığı hayatı beğenmeyen 30 yaşında bir adam, basit bir hastalıktan dolayı doktora gidiyor. Doktor onu muayene ederken doktora üniversite okumak istediğini dile getiriyor. Doktor da neden şuan okumadığını soruyor. O da artık yaşının ilerlediğini, evli ve çocuk sahibi olduğunu, bu saatten sonra okumanın vaktini alacağını söylüyor.
    ‘’Doktor yine sordu:
    ‘Peki söyleyin bana, eğer böyle devam ederseniz beş yıl sonra kaç yaşında olacaksınız?’
    ‘Elbette otuz beş…’
    ‘Peki, devam etmediğiniz takdirde kaç yaşında olacaksınız?’ Adam önce yutkundu, sonra üzülerek cevap verdi: ‘Galiba yine otuz beş,’ dedi.
    Fakat bu cevap onu düşündürmüştü. Bir süre sustu, canı sıkılmış gibiydi. Sonra dedi ki:
    ‘Evet, beş yıl sonra otuz beş yaşında olacağım Üniversiteye gitsem de, gitmesem de…’ (s.123) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)Doğrudan verilmek istenen değer, vaktin kıymetini bilmek. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), akıllı olmak, söze ve konuşana değer vermek, öz denetim, öğrenmeye istekli olma…
    Sınava Kaç Gün Kaldı(s.82-83): Öyküde, iki tembel lise öğrencisinin, bir hafta sonra matematik sınavları var. Aralarında daha vaktin epey kaldığını konuşurlarken, öğretmenleri bunu duyması ve onlarla konuşmasını konu alıyor.
    ‘’ öğretmen yanlarına gelerek: ‘demek matematik sınavına tam bir hafta var öyle mi?’ diye sordu.
    ‘Evet hocam..’ diye cevap verdi çocuklar.
    ‘Peki siz günde fazla kaç saat ders çalışabilirsiniz?’ diye sordu öğretmen.
    ‘En fazla iki saat’ dedi biri. ‘ Eh.. Ancak!’ diyerek de, onu tasdik etti diğeri.
    ‘Bu durumda’ dedi öğretmen. ‘’Matematik sınavına çalışmak için bir haftanız değil, sadece 14 saatiniz var!’’ (s.83) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, vaktin kıymetini bilmek(zamanı iyi değerlendirmek)

9.Özgüven:

  • Yazarlık Dersi(s.35-36):
    Bu öykü de, ünlü Fransız yazar H.de Balzac, yazı hayatına nasıl başladığını, yazı hayatına girmesine yardımcı olan babasının ona nasıl özgüven kazandırıp böyle bir duruma getirdiğini anlatan bir öyküdür.
    ‘’Daha ilkokul çağlarında okumaya merakım olmakla beraber, yazmaya karşı pek hevesim yoktu. Hatta yazmayı beceremeyeceğim diye bir korkum da vardı. Babam bu durumu fark etmiş olmalı ki, bana güven kazandıracak bir tecrübeye girişti. Evimizin arka penceresinin hemen önüne küçük bir masa ve sandalye koyarak her gün, ama her gün bu camdan dışarıda ne gördüğümü, neler hissettiğimi bir sayfada yazmamı istedi…
    Babam yazı dünyasına adım atmama sebep olduğu kadar, aynı zamanda da benim ilk öğretmenim olmuştu’’ (s.35-36) (Selim Gündüzalp)
    Doğrudan verilmek istenen değer, özgüvenli olmak. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), önyargısız olmak, sabır göstermek, azimli olmak, dönüşüm, emek göstermek.

10.Tevekkül Etmek:

  • Kurtuluş Reçetesi(s.37-38):
    Babası doktor olan bir gencin, üniversitede hukuk bölümünü okuyor olması eğitim hayatında bazı sıkıntılar çekmesi ve olumsuzluklara boğulmasını anlatıyor. Burada bu sıkıntılar içerisinde bocalayan genç adamın babası oğlunun beklemediği bir anında ziyaretine geliyor. Oğlunu, perişan bir halde gören baba, oğluna ne yapması gerektiği hakkında nasihatlerde bulunuyor.
    ‘’ Sevgili babam bana harika bir kurtuluş reçetesi verdi. Alkolde, uyku ilacında, herhangi bir ilaçta gerçek kurtuluş olamayacağını bana anlattı:
    ‘Kederden kurtuluş için tek bir yol var. Dünyanın bütün ilaçlarından daha iyi ve daha güven vericidir. O da: Allah’a güvenmek ve çalışmaktır.’ (s.38) (Ferenc molnar)
    Doğrudan verilmek istenen değer, tevekkül etmek. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), çalışkan olmak, hatadan dönmek, Allah sevgisi, çaba ve gayret sahibi olmak, azimli olmak.11.Adamlık:
  • 1 Ve 0’lar(s.80-81):
    Bir profesör, öğrencilerine, değerlerle ilgili önemli bir ders vermek istemektedir. Bunu yazı tahtasında 1 ve 0’ı kullanarak ifade etmektedir. Profesör, yazdığı 1 rakamını kişilik olarak belirtiyor. Yanına 0’lar koyarak sıfırların ardından o sıfırları siliyor. Burada kişiliğin olmadığı yer de yanına koyulan değerlerin bir ifadesi olmadığını dile getiriyor.

‘’…tahtaya kocaman bir 1 rakamını yazdı. Ardından sınıfa dönerek:
‘’Bu, kişilik’tir’’ dedi. ‘’Hayatta sahip olabileceğiniz en kıymetli şey’’ sonra o kocaman ‘1’ rakamının yanına bir ‘0’ koyuverdi ve:
‘’Bu başarıdır!’’ dedi. Gördüğünüz gibi ‘1’i ‘10’yapar.’ (bunun ardından sıfırları yazmaya devam eder.)
‘’Bu, disiplindir..’’
‘’Bu, yetenektir..’’
‘’Bu, sevgidir..’’
‘’Bu, çalışkanlıktır..’’
‘’Bu, paradır..’’
Eklenen her sıfırdan sonra, tahtadaki sayı katlanarak artıyordu. 100,1000,10.000,…,…,…
Sonunda profesör tebeşiri bir kenara bırakıp, tahta silgisini eline alarak, en başta yazdığı ‘1’ rakamını sildi. Geriye ise bir sürü sıfır kaldı. Profesör öğrencilerine dönerek: ‘’ size en başta ne demiştim?’’ dedi. ‘’Bu ‘1’ kişiliktir ve hayatta sahip olduğunuz en önemli şeydir. Gördüğünüz gibi o olmadı mı, gerisi hiçbir değer ifade etmez. Okul da böyledir, hayatın kendisi de…’’

Doğrudan verilmek istenen değer, adamlıktır. Örtük olarak verilmek istenen değer, erdemli olmaktır.

12.Paylaşımcı Olmak:

  • Paylaşma(s.84):
    Öykü de, Konfüçyüs’ün bir öğrencisine bilgiyi paylaşmanın önemini anlatıyor.

‘’Bende bir yumurta var. Sende bir yumurta var. Eğer, sen bana bir yumurta verirsen; ben sana bir yumurta verirsem; yine sende bir yumurta, bende bir yumurta olur.
Sende bir bilgi var. Bende de bir bilgi var. Şayet, ben sana bir bilgi verirsem; sende bana bir bilgi verirsen; sende de iki bilgi, bende de iki bilgi olur.’’ (s.84) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, paylaşımcı olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer, bilgiye önem vermek, akıllı olmak…

13.Azimli Ve Gayretli Olmak:

  • Taş Ve İp(s.110-111):
    Bu öykü de, ünlü bir hekim olan İbni Sina’nın küçükken matematik ve geometri beceremediğini, bu yüzden memleketinden kaçıp bir kervana katılmasını ve konakladıkları yerde bir kuyunun yanında ona ilham veren bir şeyle karşılaşmasını ve geri dönmesini anlatır.
    Kuyuya su çekmeye giden İbni Sina:
    ‘’Bu nasıl olur, ip taşı nasıl keser?’’ diye sordu.
    Azıcık düşündüğünde de, ipin çok uzun zamandır, kuyudan her su çekilişinde aynı yere sürtüne sürtüne ancak taşı kesebileceğine kanaat getirdi.
    Sonradan adı asırlarca ‘’tıp dehası’’ olarak anılacak olan İbni Sina:
    ‘’madem bu ip, gidip gelmekle taşı bile kesiyor. Niye benim aklım da azim ve gayretle çalıştıktan sonra cebiri ve geometriyi kesmesin!’’ dedi ve kovayı da, kervanı da bırakarak hemen okuluna geri döndü.(s.111) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, azimli ve gayretli olmak. Örtük olarak verilmek istenen değer, sabırlı olmak.

14.Haddini Bilmek:

  • Ya Başlama, Ya Bitir! (s.150-151):
    Öykü de bir öğretmenin, öğretmen arkadaşı Yücel Bey ile sınıfta yapmış olduğu, bir kompozisyon sınavından öğrencilere ne sorduğunu ve orada bir öğrencinin sınavı çarçabuk bitirdiğini ve nasıl tam not aldığını anlatıyor.
    ‘’Montaigne denemelerinde geçen, ‘’ya başlamalı ya bitirmeli’’ diye bir özdeyiş var. Kompozisyon konusu olarak bu sözü verdim çocuklara.
    ‘’45 dakikanız var, bir sayfalık kompozisyon istiyorum!’’ dedim.
    Sınavın başlamasından bir dakika sonra, çocuklardan biri kâğıdını, ‘’ Bitirdim öğretmenim!’’ diyerek getirdi.
    ‘’Nasıl olur!?’’
    ‘’Alın siz bakın!’’ dedi
    Kâğıdı alıp baktım. Önce gözüme bom boş gözüktü. Ama tek bir cümle yazılıydı kağıtta. Onu okudum ve çocuğa tam not verdim.
    ‘’Neydi o cümle?
    ‘’Bitiremeyeceğimi bildiğim için hiç başlamadım..’’ (s.150-151) (Selim Gündüzalp)Doğrudan verilmek istenen değer, haddini bilmek. Örtük olarak verilmek istenen değer, kendini bilmek ve ona göre hareket etmek.

15.Dil Bilinci:

  • Adam Ol Baban Gibi…(s.154-155):
    Vaktiyle eğitim bakanlığı da yapmış olan tarihçi Abdurrahman Şeref Bey, Galatasaray Lisesi’nde müdürlük yapmakta ve kızdığı bir öğrencisini, fena bir şekilde azarlıyor. Bunun üzerine çocuk, babasına bunu anlatıyor ve sinir küpüne dönen adam, soluğu müdürün yanında alıyor. Abdülhamid’in hizmetkârlığında bulunan bu paşa olayın aslını astarını öğrenince sakinleşiyor.
    Çocuğun babası:
    ‘’Geçen gün okulda oğluma ‘Adam ol, baban gibi eşek olma’ diye bağırmışsınız,’’
    Abdurrahman Bey:
    ‘’ Doğru çocuğunuzu payladım. Çalışmıyordu. Sizi örnek göstererek;
    ‘Adam ol baban gibi!.. Eşek olma!’ diye söyledim,’’ dedi.
    Bu cevap üzerine Paşa, hem özür diledi, hem de teşekkür edip ve oradan ayrıldı. (s.155) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, dil bilincine sahip olmak. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), önyargılı olmamak, öfkesine sahip çıkmak.

16.Doğruluk-Dürüstlük:

  • Patlayan Lastik(s.134-135):
    Bu öykü de, aynı evi paylaşan dört üniversite öğrencisi, final sınav hazırlanmaktadırlar. Ancak çalışmalarını son güne bırakan bu öğrenciler sabahladıkları için uykularına yenik düşüp, sınava geç kalmışlar ve o gün sınava girememişlerdir. Bir sonraki gün, hocalarının yanına gidip, uykuda kaldıklarını söyleyecekleri yerde, Bir yalan uydurup; otobüsün tekerliğinin patlamasından dolayı geç kaldıklarını dile getirmişlerdir. Ancak, hoca bu dört öğrencinin doğru söylemediklerine kanaat getirmiş. Ama yine de onlara, sınavı yaptırıyor.
    ‘’Profesör onlara sadece beş soru sordu. İlk dört soru 10’ar puanlıktı ve hepsinin rahatlıkla yapacağı türdendi. Beşinci soru ise 60 puanlık bir soruydu ve bu sınavı geçmek için 50 puan alması gerekiyordu. Yani bu soruya doğru düzgün bir cevap veremedikleri takdirde, finali geçmeleri mümkün değildi.
    Profesörün sorduğu dördüncü soru şuydu:
    ‘’Hangi lastik patladı?’’ (s.135) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, doğruluk-dürüstlük. Örtük olarak verilmek istenen değer, yalan konuşmamak, samimi olmak, sorumluluk, tutarlılık, erdemli olmak.
  • Bu Vav, Ne Vav’ı? (s.132-133):
    Bu öyküde eskiden ilmiye sınıfının çocuklarına imtihan yapılarak maaş bağlanıyordu. Yine eski bir öğrencisinin oğlunu, imtihana tabi tutar ve hoca bu sınavda çocuk bilmemesine rağmen çocuğa maaş bağlar. Yanındaki diğer iki hoca bunu neden yaptığını sorarlar.

Hoca sordu:
‘’Ve’t-Tini kelimesindeki vav için ne buyuruyorsun?’’
Çocuk:
‘’Vav-ı âtıfa’dır, efendim!’’ diye cevap verdi.
Hoca derhal, büyük bir memnuniyet göstererek:
‘’Maşallah, barekallah! Bildi, bildi!’’ diyerek maaş alması için gerekli evraka mührünü bastı.
(Orada bulunan iki hoca bir ağızdan.):
‘’Aman hocam! Bu nasıl olur? Öğrenci buradaki vavı, vav-ı âtıfa sandı….’’
‘’ Bre susun efendiler. Bu öğrencide bir hayli gelişme var. Ben bundan yirmi sene önce, onun babasını da imtihan etmiştim de o: ‘Aman hocam, burada vav var mı?’ diye sormuştu. Şimdi bu yanlış biliyorsa da hiç olmazsa vav’ı görüyor ve inkâr etmiyor. (s.133) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
Doğrudan verilmek istenen değer, doğruluk-dürüstlük. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), inkârcı olmamak, haktan-doğrudan yana olmak, yalan konuşmamak, çalışmak, takdir etmeyi bilmek, liyakat sahibi olmak, gayret sarf etmek…

  • Doğru Görmek, Dürüst Anlatmak(s.119-121):
    Bu öyküde, ünlü Alman Ceza Hukuku Profesörü Liszt, Berlin Üniversitesi Kriminoloji seminerinde, öğrencileriyle beraber bir gösteri düzenliyor. Bu gösteride orda bulunanlara, gördüklerinde ne anladıklarına yönelik bir yazı yazmalarını, yazdıkları içinde mahkemede yemin edip tekrarlayabilecekleri kısımların altını çizmelerini istiyor. Gösterinin kurgusu seminerde bulunan iki gencin kavga etmesi ve bu gençlerin orada bulunanlara, nasıl bir gözlem ve izlem bıraktığını, yazmalarıdır. Yapılan bu gösteride, herkesin gördüğü aynı şeyi, farklı yorumlamalardan dolayı ortaya çıkan sonuçtur. Kavgayı görenlerin bu olayı faklı şekilde yanlış yorumlayıp, yanlış anlamaları ortaya tutarsız bir durum ortaya çıkarıyor. Herkesin bir dediğini, öbürünü tutmuyordu.
    Profesör ayağı kalktı: ‘’… Dua edin ki, bu olayı biz hazırladık. Yoksa yalan yere yemin edecektiniz. Bir şeyi doğru anlatmanın ne kadar zor olduğunu gördünüz.
    …Bir meseleyi, bir olayı doğru anlatmak için iyi niyet yetmez. Konuşurken kendini kontrol etmek, sözlerini tartmak gerekir. Bu da kendi kendini incelemesini bilmekle yapılabilir.
    (s.121) (F.W.Foerster)
    Doğrudan verilmek istenen değer, doğru olmak-dürüst olmak. Örtük olarak verilmek istenen değer, tutarlı olmaktır…
  • Öncelikli Mektup(s.60-63):
    Yaramaz bir çocuğun, soğukta top oynayıp derse geç kalmasından memnun olmayan öğretmen bunu azarlayıp, eline bir mektup veriyor ve eve gidince öncelikle yapan gereken, bu olsun demiş. Babasız olan bu çocuğun her şeyi ile annesi ilgileniyordu. Çocuk eve gelirken, zaten içinde ne yazdığı belli olan bir mektubu neden okutayım diyerek mektubu annesine vermeden, odasına çekilmiş. Sömestre tatili için okulda hazırlık vardı. Gitmek istiyordu. Ancak, annesini zor durumda da bırakmak istemediğinden söylemiyor. Ertesi gün öğretmeni, mektubu annesine verip vermediğini soruyor. Çocukta verdiğini söylüyor. Okulun o günü Antalya’ya gitmek için hazırlanan çocuklar teker teker otobüse binip. Gidiyorlar çocukta içinde biraz gidememenin hüznüyle, odasına çekiliyor ve o mektup aklına geliyor ve çıkarıp: mektupta arkadaşlarıyla gidebileceğini, masrafların okul tarafından ödenebileceği ancak bunun annesinin imzasıyla kabul edileceğini yazıyor. Çocuk orada yüzünde şaşkınlık, üzüntü ve derin bir pişmanlık üst üste gezindi. Aklına arkadaşlarını Antalya’ya götüren otobüsler geldi (s.60-63) (Hüseyin Gökçe)
    Doğrudan verilmek istenen değer, doğruluk-dürüstlüktür. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), sorumluluk…

17.İyilik:

  • Hayat Kurtaran İyilik (s.117-118):
    Bu öyküde, babasının önem verdiği dersten düşük not alan Bill, intihar etmeği gerçekleştirmek için, okuldan dolabını boşaltarak eve doğru yol alıyor. Yolda ayağı takılarak eşyalarını düşürüyor. Yolda, okuldan ayrılıp evine gitmekte olan bir genç, ona yardım edip, evine davet ediyor. Evde eğlendikten sonra Bill, eve gitmesi gerektiğini söylüyor ve bundan sonra bu iki genç okulda da arkadaş oluyorlar. Ve artık okuldan mezun olma zamanı gelince. Bill arkadaşına, sevgi, gösterdiği için, onunla arkadaş olduğu için teşekkür ediyor. Çünkü o genç, Bill’in intihardan, onun sayesinde vazgeçtiğini söylüyor. Ve hayata güzel bakmaya başlıyor.
    ‘’… Seninle gülüp eğlenip, hoş vakit geçirdikten sonra yaşadığımız o güzel ânları bir daha yakalayamayacağımı düşündüm. Gördüğün gibi, o gün benim kitaplarımı toplamama yardım ederek, esasında daha fazlasını yapmıştın. Hayatımı kurtarmıştın. Bu davranışın ile beni tekrar hayata döndürmüştün.’’ (s.118) (John W. Schlatter)
    Doğrudan verilmek istenen değer, iyilik yapmak-dayanışmaya önem vermek. Örtük olarak verilmek istenen değer, sevgi insanı olmak, duyarlı olmak, arkadaşlık-arkadaşlığa önem vermek.

18.Erdemli Olmak:

  • Aydınlık(s.124-125):
    Burada bir bilgenin çölde öğrencilerine, bir soru sorarak, erdemliliğin ne olduğunu onlara düşündürerek, örneklerle bunu onlara açıklıyor. Öğrencilere sorduğu soruda, gece ile gündüzün nasıl ayırt edilebileceğidir. Bir öğrenci: koyunu keçiden ayıramadığımız zaman gece olduğunu; Bir diğer öğrenci: incir ağacını, zeytin ağacından ayırt edebildiğimiz zaman gündüz olduğunu bu şekilde ayırt edebileceklerini söylüyorlar. Ancak, Bilge onlara şöyle cevap veriyor:
    ’’ Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi, çirkin mi, siyah mı, beyaz mı diye ayırmadan, ona ‘’kız kardeşim’’ diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği; zengin mi, yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, erkek kardeşim sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur. Aydınlık başlamıştır.’’ (s.125) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, erdemli olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), etik değerlere sahip çıkmak, ahlaklı olmak, ayrımcılık yapmamak, adamlık, hoşgörülü olmak, evrensellik, eşitlik…
  • Kim Öğretti?(s.64-65):
    Bayan Simpson adında, Emekli bir öğretmen, markette kasaya doğru ilerliyor. ve hayat tarzının dışında olan, bir genç adamı görüyor. Kolları dövmeli, ayakkabı ve giyim tarzı, öğretmene bir çete üyesini andırıyor. Öğretmen, böyle tiplerden zarar gelebileceğini düşünerek sırasını vermeye çalışıyor. Fakat gencin, dediği gibi bir çete üyesi falan değil, oldukça nazik ve kibar, yaşlılara sevgi gösteren eski bir öğrencisi olduğunu, öğreniyor.

‘’Yaşlı Öğretmen, sıraya girerken gülümsüyordu. Sonra genç adamın bu nezaketinden cesaret alıp: ‘’Size bu değerleri kim öğretti?’’ diye sordu.
‘’Siz, Bayan Simpson. Üçüncü sınıftayken siz öğretmiştiniz’’ diye cevap verdi genç adam.’’ (s.65) (Paul Karrer)
Doğrudan verilmek istenen değer, erdemli olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), adamlık, etik değerlere sahip çıkmak, yaşlılara saygı, görgü kurallarına uymak…

19.Tutarlılık-Tutarlı Olmak:

  • Doğru Görmek, Dürüst Anlatmak(s.119-121):
    Bu öyküde, ünlü Alman Ceza Hukuku Profesörü Liszt, Berlin Üniversitesi Kriminoloji seminerinde, öğrencileriyle beraber bir gösteri düzenliyor. Bu gösteride orda bulunanlara, gördüklerinde ne anladıklarına yönelik bir yazı yazmalarını, yazdıkları içinde mahkemede yemin edip tekrarlayabilecekleri kısımların altını çizmelerini istiyor. Gösterinin kurgusu seminerde bulunan iki gencin kavga etmesi ve bu gençlerin orada bulunanlara, nasıl bir gözlem ve izlem bıraktığını, yazmalarıdır. Yapılan bu gösteride, herkesin gördüğü aynı şeyi, farklı yorumlamalardan dolayı ortaya çıkan sonuçtur. Kavgayı görenlerin bu olayı faklı şekilde yanlış yorumlayıp, yanlış anlamaları ortaya tutarsız bir durum ortaya çıkarıyor. Herkesin bir dediğini, öbürünü tutmuyordu.
    Profesör ayağı kalktı: ‘’… Dua edin ki, bu olayı biz hazırladık. Yoksa yalan yere yemin edecektiniz. Bir şeyi doğru anlatmanın ne kadar zor olduğunu gördünüz.
    …Bir meseleyi, bir olayı doğru anlatmak için iyi niyet yetmez. Konuşurken kendini kontrol etmek, sözlerini tartmak gerekir. Bu da kendi kendini incelemesini bilmekle yapılabilir.
    (s.121) (F.W.Foerster)
    Doğrudan verilmek istenen değer, tutarlılık, doğru olmak-dürüst olmak. (bu öykü, doğruluk başlıklı değerde de bulunmaktadır.)

20.Önyargılı Olmamak:

  • Baba Mesleği(s.41-42):
    Babası hurdacı olan bir gencin, okulda ve çevresinde, babasının mesleğinin bilinmesinden utanır ve sıkılırdı. Lise öğrencisi olduğu yıllarda, Mustafa Ateş adında sevdiği bir öğretmeni var. Sınıfta öğrencilerin babalarının mesleğinin sorulmasından utandıklarını ve sıkıldıklarını öğretmen fark eder. Durumu, şaka yoluyla öğrencilere şu şekilde dile getiriyor:
    ‘’Hey Allah!, oğlum niye bunu sene başından beri söylemedin. Şu bizim sınıftaki hurdaları verir de onlardan kurtulurduk!’’
    Bu sözler üzerine tüm sınıf kahkahaya boğuldu. Hatta hocanın kendilerini kastettiğini bilen sınıf yaramazları bile… ben ise, öyle rahatlamıştım ki. Herkes babamın hurdacı olduğunu öğrenmişti ve kimsenin benimle dalga geçmek gibi bir niyeti yoktu. (s.42) (Selim Gündüzalp)
    Doğrudan verilmek istenen değer, ön yargılı olmamak- farklılıklara saygı, hoşgörü. Örtük olarak vermek istenen değer, tarafsız olmak, samimi olmak, özgüvenli olmak, kendinden emin olmak.

21.Hüsnü Zan Sahibi Olmak(İyi Düşünme-İyi Zanda Bulunma):

  • Bakış Açısı(s.52-53):
    Bu öyküde, Ömer Seyfettin, bir kız lisesine, edebiyat öğretmeni olarak atanıyor. Çok genç olan Ömer Seyfettin’e bir arkadaşı, şaka yollu: bu kadar genç bir adamın, o genç kızların arasına gönderilmesine şaşırmıştır. Ve bunu dile getirmiştir.
    Ömer Seyfettin : ‘’Aman cancağazım, benim karşımda genç kızlar yok ki.. Yarının anneleri var. Ben onlara bu gözle bakıyorum.’’ (s.53) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

Doğrudan verilmek istenen değer, hoşgörülü olmak, bir şeye veya olaya güzel bakabilmek. Duygu ve düşüncede olumlu bakabilmektir.

Başarının Sırrı(s.58-59): Bu öyküde, bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp, sistemde en iyi ve en uzman öğretmenler olduklarını inandırıyor. Ayrıca bu öğretmenler gibi doksan öğrenciyi de üstün zekalı olarak seçildiklerine inandırılıyorlar. Ve bu öğretmenlerin, o öğrencilere ders vermesi gerektiğini, öğrencilerin aileleri de onayladıktan sonra bu öğrencilere ders verilmeye başlanıyor. Ne bu öğretmenler, en iyi ve en uzman, ne de bu öğrenciler üstün zekâlıdırlar. Sene sonunda, öğrenciler, şehirdeki diğer öğrencilere göre daha başarılı oldu. Ardından müdür gerçeği itiraf etmek için öğretmenleri çağırıp onlara doğruyu söyler.
‘’… O 90 öğrenciyi listeden tesadüfen seçtik. Ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi.’’
‘’Bir itirafım daha var’’ dedi. ‘’Siz de en başarılı öğretmenler değilsiniz! İsimlerinizi bir torbanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim. Siz inandığınız için başarılı oldunuz. Onlar da öyle…’’ (s.59) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
Doğrudan verilmek istenen değer, hüsnü zan sahibi olmak(iyi düşünmek, iyi zanda bulunmaktır.) Örtük olarak verilmek istenen değer, duygu ve düşünce’dir

22.Sevgi İnsanı Olmak:

  • Sevginin Gücü(s.43-45):
    Bir sosyoloji profesörü öğrencilere, bir anket ödevi veriyor. Bu anketi, gecekondu mahallesinde bulunan gençlere sormalarını ve o gençlerin geleceğiyle ilgili tahminde bulunup rapor halinde sunmalarını istiyor. Öğrenciler toplamda 200 kişiyle görüşüp raporda, 200 kişi için olumsuz bir görüşte bulunuyor. Aradan 25 yıl geçiyor. Başka bir sosyoloji profesörü, bu raporu bulup, kendi öğrencilerine bu raporda bulunan 200 kişinin akıbetini araştırmalarını istiyor. Ölen ve başka şehre taşınan 20 kişi hariç, 180 kişiyi bulmuşlar ve 176’sının çok önemli mevkilere geldiklerini, profesöre, rapor olarak sunuyorlar. İki raporu gören profesör, şaşırıyor. Bu 176 kişiye başarılarının sebebini soruyor.
    Hepsi aynı cevabı veriyor:
    ‘’öğretmenimize!’’
    Bu öğretmenin yaşadığını öğrenip, ziyaretine gidiyor.(profesör raporlar hakkında bilgi verdikten sonra)
    …çocukların başarılı olması için nasıl sihirli bir formül kullandığını sordu.
    … yaşlı kadın, hafif bir gülümsemeyle:
    ‘’Çok basit,’’ dedi. ‘Ben o çocukları sevdim!’’ (s.43-45) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, sevgi insanı olmak, sevgiyle yaklaşmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), samimiyet, önyargılı bakmamak…
  • Onları Seviyorum(s.46-51):
    Newyork’un, Sibirya denen bir okulda öğretmenlik yapan bir kadın, arka mahalle çocuklarını, adam etme peşindedir. Gittiği okulda, çeşitli sıkıntılar yaşamaya başlamış. Ancak buna rağmen, amacından bi kez olsun vazgeçmemiş. O öğrencileri daima sevmiş ve sevilmiştir. Tam bir fedakârlık örneği olan, sevgi timsali olan bu kadın öğretmen, bu yetiştirdiği çocukları hâlâ görmekte ve gördükçe de gurur duymakta, göğsü kabarmaktadır. Özellikle hiç unutamadığı öğrencilerinden bir tanesi ona mektup yazmış. Ancak, sağlık sorunlarından dolayı, öğrencisinin mektubuna cevap veremeyen öğrenmen içerlemiş. Bir gün ansızın o öğrencisini karşısında bulmuş. Öğretmeninin hasta olduğunu haber alır almaz. Ziyarete gelmiştir. Cebinden çıkardığı bir deste parayı öğretmenine uzatarak:
    ‘’Burada bana gerekli olmayan bir miktar para var. Bunu ve ameliyat masrafları için verirseniz, beni çok sevindirirsiniz’’ dedi.
    Gözlerim doldu,
    ‘’Oh! Jones!’’ dedim. ‘’Bunu kabul edemem fakat bu davranışını hayatım boyunca unutmayacağım!’’
    ‘’Kesinlikle kabul edeceksiniz’’ dedi.
    Ayrıcalıksız çocuklar… Problemli öğrenciler… Suçlu gençler… Şimdi onların pek çoğu ile göğsüm kabarıyor ve her birisine sonsuz teşekkür borçluyum… (s.51) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, sevgi insanı olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), idealist olmak, azimli olmak, fedakâr olmak, duyarlı olmak, doğru olmak, samimi olmak, etik değerlere sahip olmak, yardımsever olmak, vefalı olmak…

23.Ahde Vefa-Sözünde Durmak- Sözünün Eri Olmak:

  • Ben Oyum!(s.156-157):
    Bu öyküde, eskiden medrese okuyan iki arkadaşın, birbirlerine; eğer ileride, birimiz iyi bir mevkie gelirse, diğerinin işini görecek, ona yarım edecek diye ahitleşiyorlar. Ve aralarında bunu unutmamak için, ‘’ben oyum’’ diye parola belirliyorlar. Bu iki arkadaştan biri İstanbul’a kadı oluyor. Diğeri de tahsilini yarıda bırakıp köye dönüyor. Köye dönen, oldukça fakirleşiyor ve ahitleştiği arkadaşı aklına geliyor ve onun yanına gidiyor. Huzuruna varır varmaz:
    ‘’Ben oyum!’’ dedi. Ancak kadı, hiçbir tepki göstermedi bu söze. Elinde bir kalem kâğıt çiziktirip duruyordu. Nice sonra kafasını kaldırıp baktı ve:
    ‘’Sen osun belli, ama ben artık o değilim!’’ dedi. Öteki zavallının hüsranını da varın siz hesaplayın. (s,157) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, ahde vefa(sözünde durmak)dır. Örtük olarak verilmek istenen değer, sadakattir.

24.Önyargılı Olmamak:

  • Sessizlik(s.136-137):
    Bu öyküde, 1808 yılında Erfurt kongresinden sonra Napolyon’un Almanya’nın Aschafferburg kentine geliyor. Bunu önceden haber alan belediye başkanı, okul öğrencilerini, Napolyon’u karşılamak için, şehrin girişine iki yolun yanına dizerek, tezahürat yapmalarını söylüyor. Ancak, Napolyon şehre girdiğinde, yolun sağındaki öğrencilerden çıt çıkmadığını gören Napolyo’nun yaveri (durumu bilmediği için) buna kızıyor ve belediye başkanına çatıyor:
    ‘’Beyefendi, bu çocuklar neden susuyorlar lütfen bana açıklar mısınız?’’
    Başkan bıyık altından gülerek:
    ‘’Elbette!’’ diye karşılık verdi. ‘’Bu çocuklar, Sağırlar ve Dilsizler Okulu’nun işitme ve konuşma engelli öğrencileridir!’’ (s.137) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, önyargılı olmamak(bir şeyi bilmeden, hemen karar vermemek). Örtük olarak verilmek istenen değer, sabırlı olmak…

25.Akıllı Olmak:

  • Vazo Örneği(S.112-113):
    İnsanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun, örneklerle olduğunu bilen Konfüçyüs, sınıfta eline bir vazo alarak içine bir elma atarak, elmayı çıkarabilenin, elmayı yiyebileceğini söyler. Oradan, acıkan bir öğrenci, elini vazoya koyarak elmayı çıkarmaya çalışır. Çıkarmak o kadar basit olmasına rağmen, eli sıkıştığından dolayı elmayı çıkaramıyor. Konfüçyüs, vazoyu alarak, ters çeviriyor. Elma yuvarlanıp eline düşünce, çocuklar gülmeye başlıyor.
    Konfüçyüs:
    ‘’Fakat bu, göründüğü kadar basit değil. Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekârlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz’’ dedi. (s.113) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, akıllı olmak(bilme). Örtük verilmek istenen değer(ler), dürüst davranmak, açgözlü olmamak…

26.Bilgiye Önem Vermek:

  • Bütçe(s.85-87):
    İstanbul’un fatihi, Sultan Mehmet Han, devletin bütçesiyle ilgili, vezirleriyle toplantıdayken, maliyeden sorumlu vezir, Sultanım, eğitime fazla bütçe ayırmıyor musunuz? diye sorması ve vezirlerle olan konuşmasını konu alır.
    ‘’Sultan: ‘’Bakın, alimler, peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamber vekili ve mirasçısı olmak kolay şey değildir. Bunun için, diğer mesleklere oranla, bu meslek çok fire veriyor. Eğer yüz kişiden beş tanesi bile, okulda insanlara faydası olacaksa, biz bu beş kişinin hatırına, diğer doksan beş kişinin, eğitim masraflarını üstleniriz.’’ der. (Eğitim için harcama yaptığımız masrafların, miktarı önemli değildir. Çünkü cahillik ve cehaletin bir karşılığı yok) (s.86)
    (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, bilgiye(ilim ve bilime) önem vermek. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), fedakarlık, düşünceli olmak, akıllı olmak…

27.Farklılıklara Saygı:

  • Terbiye Aynı Ama(s.66-67):
    Eski zamanların birinde bir sultan, oğlunu eğitip terbiye sahibi olsun diye bir öğretmene emanet ederek, oradan ayrılır. Uzun bir zamandan sonra, bir gün sultan çıkagelir. Oğlunun beklediği gibi terbiye alamadığını, öbür çocukların ise aldığını görür ve öğretmene çıkışır:
    ‘’Sözünde durmadın! Oğlumu kendi çocukların gibi yetiştirmedin!’’
    Öğretmen ise sultana şöyle cevap verdi:
    ‘’Sultanımın da bildiği gibi, verdiğimiz eğitim ve terbiye aynıdır ama, çocukların kabiliyetleri farklıdır.’’ (s.67) (Sadi’nin Bostan’ından)
    Doğrudan verilmek istenen değer, farklılıklara saygı( herkes aynı olacak diye bir şey yok). Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), önyargılı olmamak, hoşgörülü olmak…

28.Vefalı Olmak:

  • Buluşma Günü(s.68-69):
    Bir profesör, lise arkadaşlarıyla buluştuğu bir günde, kürsüye çıkıp, üniversiteye teşvikinin ve profesörlük mevkiine, gelmesindeki gücün, sanat öğretmeni olduğunu söylüyor. Buluşma gününde, sanat öğretmeniyle karşılaşıyor:
    ‘’öğrettiklerim hakkında söylediklerin için teşekkür ederim.’’ dedi sanat öğretmeni. ‘’Benim çok güzel bir gün geçirmemi sağladın.’’
    ‘’Rica ederim’’ diye cevap verdi öğrencisi. ‘’Teşekkür etmek benim boynumun borcu. Çünkü siz, günümü değil Bütün bir hayatımı güzelleştirdiniz!’’ (s.69) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
    Doğrudan verilmek istenen değer, vefalı olmaktır. Örtük olarak verilmek istenen değer(ler), samimiyet, kibar olmak, teşekkür etmeyi bilmek, düşünceli olmak…

Diğer Değerlerinde Bulunduğu Öyküler:

-Babamın Öğrettiği (s.33-34) (Richard Feynman)
-Besim Bey’in Kuşları (s.70-74) (Gürbüz Azak)
-Gülümseyen Kız (s.93-96) (Tom Krause)
-Kutuda Ne Var? (s.129-131) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
-Hoca Nasıl Hastalandı? (s.138-142) (Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden)
-Tebeşir (s.143-145) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
-Bir Yıldız Hikâyesi (s.146-148) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
-İlk Gün Mesajı (s.149) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)
-Büyük Annemin Titreyen Elleri (s.26-28) (Tolstoy)
-Ders (s.152-153) (Zafer arşivinden, yazarı bilinmiyor)

SONUÇ

Değerler eğitimi bakımından incelediğimiz Selim Gündüzalp’in Okul Öyküleri kitabında. 52 öykü içerisinde toplamda, doğrudan verilmek istenen 28 değer bulunmuştur. Bu elli iki öykü içerisinde, örtük yani dolaylı olarak verilmek istenen birçok değer de mevcuttur.

Değerler eğitimi bakımından, Selim Gündüzalp’in, ‘’Okul Öyküleri’’ kitabında, ortaokul öğrencileri hatta hepimiz için önem arz eden birçok değer bulunmaktadır. Okulun sadece, dört duvardan ibaret olmadığını, hatta bu değerleri sadece ama sadece okulda değil hayatımızın birçok yerinde, toplum içinde bizi güzel bireyler olarak gösteren şeyler bizim kültürümüze, toplumumuza, yani hayatımızın her bölümünde gösteren, bizim ayakta tutmaya çalıştığımız değerlerimizdir. Değerleri olmayan bir toplum yapraksız, çiçeksiz ağaca benzer… Bu yüzdendir ki, okul hayatında aileden sonra öğrencilerin, birçok şeyini üstlenen öğretmenlerimiz. Öğrencilerimizin ahlakından da sorumlu ve yönlendiricidir. Gerek okul hayatında gerek, dışarda geçirdiği hayatta ona yön verecek olan böyle güzel öykülerimizin olması ve bizlerinde bu öykülerden istifade edip, o öğrencilerimize değerlerimizi yansıtmanın, kazandırmanın güzel yollarını öğretmektir. Kendini en belirgin gösteren değer, öykülerin bir tanesinde veya bölümlerinde değil o değerin, bütün öykülerin geneline yayılmış olmasıdır.

Sonuç olarak Selim Gündüzalp’in çocuk öykülerinde hem değer eğitimi hem de Türkçenin zenginliği açısından bakıldığında, eserlerin öğretim ortamında kaynak olarak kullanılması faydalı olacaktır.

KAYNAKÇA:
Selim Gündüzalp’in kitabından alıntılar yapılmıştır.

-http://www.biyografya.com/biyografi/13880 alıntıdır

– (Değerleri Yaşamak ve Değerleri Yaşatmak – Değerler Sözlüğü isimli kitaptan. www.ensarkitap.com) alıntıdır

https://scholar.google.com.tr/scholar?q=de%C4%9Ferler+incelemesi&hl=tr&start=40&as_sdt=0,5&pli=1 alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir